20.01.2022 - Eskişehir'in Haberi , Kırsalın Gündemi
Porsuk Gündem

Tuğba Önce Yazdı:Tefekkür, Hakikat ve Mânânın Sırrına Yolculuk

Tuğba Önce

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.

Düşünmek (tefekkür etmek) çile çekmektir. Belki de insanoğlunda yarattığı bir tür ıstıraptır düşünmek. Mücadele etmektir, savaşmaktır.

Peki neye, kime karşı bir mücadele?

Çağa, düzene, varlık-yokluk savaşına karşı mücadele.. Kim göze alabilir bu dikenli yolu? Hayat her zaman bize gül bahçesi vaat etmiyor. Bu ıstıraplı hayatı gülzara çevirmenin yolu, dikenli yolları aşmakla ve o yollara katlanmak ile mümkün..

Bu ıstıraplı yolda mesafe kat ederken ruhumuza işlemiş olan gürültü, kaos, karmaşa da peşimizi bırakmıyor. Her an adeta bir mitralyöz kurşunu gibi ruhumuzu ve kalbimizi hedef alıyor. Bu mitralyöz kurşununun bedenimize sirayet ettiği hasarı önlemek tefekkür etmek, var oluşumuzun manasını idrak etmede adımlar atmak ve sorgulamak ile pekala mümkün. Nasıl mı? “insan yaradılış gayesini” sorguladığı takdirde hayatının bir anlam ifade ettiğinin idrakinde olacaktır. Ve bu bilinç ile adım atacak, eylemlerini bu minvâlde şekillendirecektir.

Fâni olan bu dünyada bedenin ölümü gerçekleşecek geriye ebedî bir ruh kalacaktır. Ebedî ruhun huzurla vuslatının gerçekleşmesi tefekkür ve teşekkür etmesi ile vuku bulacaktır.

En nihayetinde insan; etten kemikten öte – düşünen sorgulayan, araştıran- bir varlıktır. Bu özelliklerin insanda var olması ve bunun idrakinde hareket etmesi kemale giden yolda insanın attığı önemli bir adımdır. İnsana özgü olan bu yetilerin idraki ve insaşı insanın ruhunun sonsuzluğunda mutlak olgunluğa ermesinde atılmış büyük bir adım olacaktır. Ne demiştik yazımızın başında bu yol dikenli bu yol ıstıraplı. Gülzara çevirmek, gül dallarında bülbüllerin ötüşünü seyretmek tefekkür dolu bu yoldan geçiyor.

Tefekkür etme ve hayatın mânâsını anlamaya varan bu çileli yolculukta insanın önüne nesneler bir duvar gibi çıkacaktır. İnsan; hayatın öznesidir fakat nesneler onun nefsini adetâ köle yapmıştır. İnsan mânânın sırrına vasıl olabilmesi için maddeye yüklediği anlamı sadece vasıta olarak görmesi, maddeyi öznelleştirmemesi hayatın merkezine koymaması şüphesiz ki şarttır.

Mânâ diyoruz, sırrına erebilmekten dem vuruyoruz. Mânâ mefhumunu daha iyi kavrayabilmek sırrına vakıf olabilmek için; Divan Edebiyatının büyük şairi Hayâli Bey’in şu beyti anlatmaya çalıştığımız ahvalimizin bizzat örneğidir.

“Cihân ârâ cihân içindedir ârayı bilmezler
Ol mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler.”

Günümüz Türkçesiyle: Dünyayı süsleyip bezeyen Allah yarattıklarında tecelli etmiştir. Eserlerinde sıfatları aşikârdır amma insanlar farkında değildir. Tıpkı denizin farkında olmamaları gibi..

Bu esasında bakmak ile görmek arasındaki farka işaret eder. Çoğumuz bakarız fakat görmek bambaşka bir hadisedir. İdrakine vararak görmek baktığımızı her hücremize dek nüfuz ettirmek. Aslolan budur.

Baktığımız lâkin göremediğimiz ne çok mefhum, hadise, işaret var öyle değil mi? Yaşıyoruz ama yaratıcısını bilmeden..
Yaşıyoruz ama yaradılış gayemizin farkında olmadan..
Yaşıyoruz ama nereye gideceğimizi bilmeden..
Yaşıyoruz ama yaradılış gayemize hizmet etmeden..

Prof. Dr. İbrahim Kalın “Açık Ufuk” adlı kitabında bu durumu şöyle açıklıyor; “ilim/bilgi bir hakikati ve gerçekliği işaret eden bir vasıtadır. Bilginin mânâsı, işaret ettiği şeydedir. İşaret tıpkı bilgi gibi kendi başına bir hakikat değil, bizi kendisinin ötesinde bir gerçekliğe yönlendiren şeydir. Bir işaret levhası ne kadar güzel olursa olsun, amacı bizi işaret ettiği yere sevk ekmektir. İşaretin önünde durmak bizi işaret edilen yere götürmez. İşarete bakıp, mânâsını anlayıp, işaret ettiği yöne doğru yönelmemizdir esas olan. Evrenin bir işaret olması da bu noktada tebellür eder: Âlem, Allah’ın işaretlerindendir ve evrenin ötesindeki hakikati ve mânâyı yani âlemi var eden kaynağı işarer eder. Evrenin muhteşem güzelliğinin bizi büyülemesi elbette normaldir. Fakat ne kadar güzel olursa olsun evrenin amacı bizi parçası olduğu büyük ve derin gerçekliğe yönlendirmek olmalıdır.” der.

Evet, buradan hareketle yalnızca bakmak ile yetinmeyip görmeyi de tesis etmek evrendeki yaratılanların bir maksada hizmet ettiğinin farkında olmanın en doğru yoludur. Yaratılan her şey bir maksat üzere var olmuştur. Suda, toprakta, semada, havada, kuşta, böcekte, insanda kısacası yaratılan her şeyde o ilahi gücün eserini görürüz. Bunların hepsi tek bir şeyi işaret eder, tek bir şeyin istikametini çizer o yaratıcının kainat üzerindeki büyük ve görkemli tecellisini. Bu işareti çözmenin yollarından biri de düşünmektir. Düşünmek istikamet kazandırır. Düşünmek, tahayyülü ve tasavvuru tetikler. Düşünmek hakikate ulaşmaktır.

Düşünmenin önündeki idrak duvarını yıkmadan mânâ ummanında kulaç da atamayız. Duvarları yıkmalıyız. Hakikat kalesini inşa ettiğimiz takdirde varlığımızın sebebini idrak edecek bu gökkubbede hoş bir sadâ bırakmak o zaman mümkün olacaktır. Bu yola çıkarken gönül heybemize benlikten uzak, vefalı, sadakatli, özverili, iyi denebilecek bir insan profilini koymalıyız. İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar der üstâd Yaşar Kemal. Yüreğimiz tefekkür yolunda başlıca mihmandarımız olmalıdır. Hakikatin kapılarını yüreğimizin evrende kapladığı yer ile açmak mümkündür.

Hakikatin aydınlık ışığında, var oluş gayemize hizmet ederek ve mânânın sırrına ererek tefekkürlü ve teşekkürlü bir hayat diliyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ